Manisa Tarihçesi

admin     15-06-20     Tarihçelerimiz     Manisa Tarihçesi     20 Defa Okundu

Manisa, Türkiye’nin Ege Bölgesi’ndeki pek çok il gibi bölgenin köklü geçmişinin ve gelip geçmiş pek çok uygarlığa ev sahipliği yapmış tarihi birikiminin izlerini taşır. Özellikle yöre hakkında, Antik çağ uygarlıklarına ait oldukça fazla kalıntı ve bilgi günümüze ulaşmıştır.

Şehrin ilk kurucuları olduğu düşünülen Magnetler, oldukça eski bir Yunan boyudur. Ünlü Yunanlı ozan Homeros’un İlyada’sında, Magnetler’in Truva’yı kuşatan Yunan ordusuna katılmış olduklarından söz edilir. Asıl yurtları, bir kısmı günümüzde hala Magnesia olarak bilinen Yunanistan’ın Teselya bölgesidir.

Magnetler, Yunan boylarının yayılma döneminde Anadolu’ya gelerek o dönemki adıyla Spylos Dağı’nın eteklerinde Magnesia kentini kurmuşlardır. Bugünkü Manisa kent yerleşiminin kökeninin Magnetler’in kurduğu bu kente dayandığı kabul edilir.

Aslında yörede insan yerleşimi ve varlığına ilişkin bulunan arkeolojik kalıntılar bu dönemden çok öncesini işaret etmektedir. Fakat insanların henüz yerleşik hayata geçmemiş olduğu bu döneme ait bilgiler elbette sınırlıdır.

Manisa ili sınırları içinde Salihli’ye bağlı Sindel Köyü’nde bulunan fosil ayak izleri tam 26.000 yıl öncesine tarihlendirilmiştir. Ayrıca Kırkağaç Yortan Köyü’nde bulunan mezarların ise yaklaşık 5000 yıl öncesine, Tunç Devri kültürüne ait olduğu düşünülmektedir.

Aslında günümüzde özellikle Türkiye’li insanlar için Manisa’nın tarihinin doğal olarak bu kadar eskiye dayandığı bilinmeyebilir. Fakat, hemen hemen her Türkiye’li için Manisa bir “Şehzadeler Kenti” olarak bilinir. 1412 yılında, kesin olarak Çelebi Mehmet’in idaresindeki Osmanlı Devleti’ne katılan bu topraklar, Saruhan Sancağı adı altıyla idari bir birim haline getirilmiştir.

Kent Osmanlı idaresine girdikten sonra 1437 yılından, şehzadelerin sancağa çıkması usulünün terk edildiği 16. yüzyıl sonlarına kadar şehzadeler tarafından yönetilmiştir. Bu dönemde II. Murad, Fatih Sultan Mehmet, Kanuni Sultan Süleyman, II. Selim, III. Murad, III. Mehmet ve I. Mustafa gibi daha sonra Osmanlı tahtına da oturmuş padişahların da içerisinde olduğu 16 şehzade Manisa’da sancakbeyliği yapar.

Halk arasında yaygın olarak bilinen “Şehzedeler Şehri” isimlendirmesinin nedeni budur. Fakat, bu dönem aslında günümüze oldukça yakın bir zaman aralığı ve Manisa’nın tarihi macerası bakımından ufak bir kesit olarak görülebilir. Çünkü antik çağlarda Magnet’ler tarafından kurulan Magnesia, Hititler, Frigler, Lidyalılar gibi pek çok antik uygarlığın egemenliğini sürdüğü günlere tanıklık ettiği gibi yine etkileri günümüze kadar ulaşan Saruhan Beyliği’nin izlerini de büyük oranda taşır.

Manisa tarihi hakkında epey gerilere dönüp baktığımızda, kentin 1450-1200 yılları arasında Hitit egemenliğine girmiş olduğunu görürüz. Manisa’da günümüzde milli park alanı olarak koruma altına alınmış olan Spil Dağı’nda bulunan Kybele Anıtı bölgede Hitit varlığının en önemli kanıtıdır. Bilindiği gibi Kybele Hititliler ve Anadolu’dan geçip gitmiş pek çok antik uygarlık için önemli bir Tanrıça’dır.

Hititler’in ardından M.Ö 1200 yılları civarında bölgede bir başka çok önemli uygarlık daha egemenliğini kurmuş ve uzun yıllar Manisa bölgesini de içine alacak biçimde Kızılırmak’a kadar tüm Batı Anadolu’ya hakim olmuşlardır. Bu uygarlık günümüzde hala kullandığımız ve adeta tüm dünyaya hüküm sürmekte olan bir büyük icadın da sahipleri olan Lidyalılar’dır.

Tarihte, devlet güvencesiyle tüm zamanların en güçlü değiş tokuş aracı olan parayı ilk kez basan Lidyalılar, kendilerine Başkent olarak bugün yine Manisa’ya bağlı olan Sart ilçesinde yer alan bölgeyi seçmişlerdir. Sart ya da Lidyalılar’ın adlandırmasıyla Sardes, M.Ö 6. ve 7. yüzyıllarda büyük bir ekonomik ve politik güce sahip  bir devletin başkentiydi. Hatta, Lidyalıların servetlerinin önemli bir kısmının şimdiki adıyla Sart Çayı olarak anılan Paktalos Nehri civarındaki altın madenlerinden geldiği düşünülmektedir.

Günümüzde hala Sart yakınlarındaki Bintepeler mevkiinde bulunan ve tümülüs olarak adlandırılan, antik çağa özgü pek çok anıt mezar, Lidyalıların zengin ve görkemli tarihlerinden çok eski bir hatıra olarak Manisa ili sınırları içinde bulunmaktadır.

Manisa, coğrafi konumu, doğal kaynaklarının zenginliği ve yüzyıllar boyunca büyük bir uygarlığa ev sahipliği yapmış olmanın kendisine kazandırdığı önemi ilerleyen yıllarda da hiç kaybetmemiş, bölgenin tarihi hep uygarlıklar ve farklı devletler arasında çatışmalar ve el değiştirmelerle geçmiştir.

Bölge Lidyalılar’dan sonra Pers egemenliğine girmiş yaklaşık 200 yıl boyunca da böyle kalmıştır. Büyük İskender’in Trakya üzerinden Anadolu’ya geçerek, Pers ordularını yenmesi bu 200 yıllık hakimiyete son vermiş fakat İskender’in ölümünden sonra dağılan imparatorluk bölgenin Bergama Krallığının eline geçmesine neden olmuştur. M.Ö. 301 yılında İskender İmparatorluğu’nun sona erdiği bu döneme ait en önemli kalıntılar yine Sart yakındalarında bulunan Artemis Tapınağı kalıntılarıdır.

Bergama Krallığı’nın ardından Roma İmparatorluğu’nun hakimiyeti altına giren bölge, özellikle bir ticaret merkezi olarak hiç önemini yitirmemiş ayrıca üretimin de canlanmasıyla Gediz ve Bakırçay’ın suladığı alanlarda üretilen ürünlere yenileri eklenmiştir. M.S 395 yılında Roma İmparatorluğu’nun ikiye ayrılmasıyla bölge Doğu Roma yani Bizans İmparatorluğu’nun sınırları içinde kalmıştır.

  1. Haçlı Seferleri kapsamında İstanbul işgal edilip Katolik hakimiyetine girdiğinde, Bizans İmparatorluğu’nun merkezi İznik’e taşınır. İmparator Iannes Ducas Vatatzes uzun yıllar boyunca Manisa bölgesine yaşar. Bu durum 1200’lü yılların ilk yarısında kentin siyasi, ekonomik ve sosyal açıdan büyük bir önem kazanmasını sağlar. Bu dönemde Manisa adeta Batı Anadolu ve Bizans İmparatorluğu’nun merkezi konumuna gelir.

Manisa’yı daha önce andığımız Şehzadeler Şehri haline getirecek gelişmelerin ilk adımlarının 14. yüzyıl başlarında atıldığı söylenebilir. Osmanlı İmparatorluğu’nun egemenliği altında kaldığı süre boyunca da bölgenin Saruhan Sancağı olarak anılmasını sağlayacak bu gelişme Manisa’nın  1313 yılının 25-26 Ekim’ine tekabül eden Regaip Kandili gecesi Saruhan Bey komutasındaki askerler tarafından fethedilmesidir. Anadolu Selçuklu Devleti’nin dağıldığı beylikler dönemine denk gelen bu gelişme bölgenin Manisa merkezli olarak Saruhanoğulları Beyliği’nin egemenliği altına geçmesiyle sonuçlanır.

Saruhanoğulları beyliği, Saruhan Bey’in ölümünden sonra tahta geçen oğlu İlyas Bey ve özellikle ardından gelen İshak Bey döneminde en görkemli zamanlarını yaşamıştır. Ulu Camii ve Medresesi, Mevlevihane ve Çukur Hamam gibi eserler İshak beyin hükümdarlığı döneminden kalmadır.  İshak Bey’in 1388 yılında ölümünden sonra, bölgede dönemin oldukça çalkantılı siyasi atmosferi içinde bölge Osmanlılar, Anadolu Beylikleri ve Timur hükümdarlığındaki Babür Devleti arasındaki çatışmalara sahne olmuştur. Önce I. Beyazıd tarafından Osmanlı’ya bağlanan Saruhanoğulları Beyliği, Ankara Savaşı’nda Timur’a karşı yaşanan yenilginin ardından yeniden Beylik statüsü kazanmış fakat 1410 yılında I. Mehmet tarafından kesin olarak Osmanlı Devleti topraklarına katılmıştır.

İşte bu dönemden sonra Saruhanoğulları Sancağı olarak Osmanlı Devleti’nin idari bir merkezi haline gelecek olan bölge, yıllar boyunca şehzadelerin sancağa çıkarak yönetim deneyimi kazandıkları kent olarak Manisa’ya “Şehzadeler Kenti” ünvanını kazandırır. Bu dönem boyunca Manisa’da şehzadeler, onların çevresindeki diğer yöneticiler ve asiller; cami, medrese, han, hamam, imaret, çeşme, hastane, köprü ve kütüphane gibi birçok vakıf eserleri yaptırmışlardır. Bunların bir kısmı günümüze kadar da ulaşabilmiştir.

Şehzadelerin sancağa çıkması usülünün kaldırılmasının ardından, İmparatorluğun kaderini paylaşarak eski görkemli günlerini yitirmeye başlayan Manisa ve çevresi, 18. yüzyılda güç toplayan ayan ya da yerel egemen ailelerden birinin daha önemli izlerini taşır. Karamanoğulları olarak adlandırılan bu aile Osmanlı Devleti’yle dönemin koşulları gereği gel-gitli bir ilişki sürdürse de bölgeye ve Manisa kentindeki tarihsel etkileri azımsanamayacak niteliktedir. Çeşitli dönemlerde Karaosmanoğulları tarafından yaptırılmış pek çok tarihi binaya Manisa’da hala rastlamak mümkündür. Hacı Mustafa Ağa Sübyan Mektebi,  Yeni Han ve Kırkağaç’taki Karaosmanoğlu Camii bu binalara birer örnek olabilir.

Mondros Mütarekesi’yle fiili olarak yıkılmış olan Osmanlı Devleti topraklarının işgali Manisa’yı daYunan işgaliyle karşı karşıya bırakmıştır. Üç yıl süren işgal boyunca bölgede kurulan pek çok cemiyet işgale karşı mücadele eder. Kurtuluş Savaşı’nda Dumlupınar Meydan Muharebesi’nin kazanılmasının ve Yunan direnişinin kırılmasının ardından İzmir’e doğru kaçan işgal güçleri tarafından kent ateşe verilmiş, günlerce süren yangın kentin pek çok kültürel zenginliğinin kaybına sebep olmuştur. 8 Eylül 1922 tarihinde, üç yıl süren işgal günleri bitmiş ve Manisa düşman işgalinden kurtarılmıştır. Saruhan ismi 1927 yılında değiştirilmiş ve Manisa genç Türkiye Cumhuriyeti’nin bir ili olarak idari yapılanmaya katılmıştır.

 

 

Geveze sohbet, Ve gevezealem.net Yönetim


Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?


Sohbete Bağlan

Sohbet chat odalarına hoşgeldiniz.

Sık Sorulan Sorular

Hayır. sohbet odalarımız ücretsizdir.

Evet. sohbet odalarımıza 18 yaşında olanlar ve büyükler girebilir.

/ns register nick şifreniz e-posta

Evet aradığınız kişiyi bulabilirsiniz.